Uğur Ayakkabı  

Geri Dön   Uğur Ayakkabı > Günlük Haberler > Ultra Herşey Dahil Forum

Ultra Herşey Dahil Forum Seviye sınırları dahilinde her türlü konu serbest..

Yeni Konu Aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.03.2017, 18:12   #11
UGURAYAKKABI.COM!
 
Admin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.05.2015
Mesajlar: 343
Teşekkürleri: 5
2 mesajına 2 kere teşekkür edildi.
Standart

bölüm 3 - olağanüstü olay -devam
----------
Bu, karakteriyle ilgili öğrendiklerimle uyuşuyordu. Küçük listeme ekledim: Ciddi biriydi, sorumluluk sahibi biri.
Benden çok uzağa park etmedi; ama burada durup ona baktığımı henüz fark etmemişti. Ettiğinde ne yapacağını fark ettim. Kızarıp uzaklaşır mıydı? Bu ilk tahminimdi; ama belki bakmaya devam ederdi. Belki gelip benimle konuşurdu.
Derin bir nefes alarak umutla ciğerlerimi doldurdum, her ihtimale karşı.
Kamyonetinden dikkatle çıkıp, ağırlığını vermeden önce kaygan zemini kontrol etti. Yukarı bakmadı. Bu beni rahatsız etti. Belki ben gidip onunla konuşurdum…
Hayır, bu yanlış olurdu.
Okula doğru dönmek yerine kamyonetinin yanına yapışıp adımlarına güvenemeyerek aracın arkasına yöneldi. Bu beni gülümsetti ve Alice’in gözlerini yüzümde hissettim. Düşündüğü her neyse onu dinlemedim – kızın kar zincirlerini kontrol edişini izlerken çok eğleniyordum. Ayağının yerde kayış şekline bakılırsa gerçekten düşme tehlikesi var gibi görünüyordu. Başka kimse sorun yaşamıyordu – en kaygan yere mi park etmişti?
Yüzünde garip bir ifadeyle orada durakladı. Bu… dokunaklı mıydı? Sanki tekerleklerle ilgili bir şey onu… duygulandırmış gibi?
Merak yine susuzluk gibi acıttı. Sanki onun ne düşündüğünü bilmek zorundaymışım gibiydi – sanki başka hiçbir şeyin önemi yokmuş gibi.
Gidip onunla konuşacaktım. Zaten bir ele ihtiyacı varmış gibi görünüyordu, en azından kaygan asfalttan kurtulana akdar. Tabii, ona bunu teklif edemezdim değil mi? Kararsız kalarak durakladım. Kara karşı olan düşüncelerine bakılırsa, soğuk, beyaz elimin dokunuşunu hoş karşılamazdı. Eldiven giymeliydim–
“HAYIR!” diye soludu Alice.
Anında, zayıf bir seçim yaptığımı ve beni affedilmez bir şey yaparken gördüğünü tahmin ederek düşüncelerini taradım; ama bunun benimle hiçbir ilgisi yoktu.
Tyler Crowley, park yerine tedbirsiz bir hızla girmei seçmişti. Bu seçim onun buz üzerinde savrulmasına yol açacaktı.
Görüş, gerçeklikten sadece yarım saniye önce gelmişti. Tyler’ın minibüsü köşeyi dönerken ben hala Alice’in dudaklarından dehşet dolu soluğu çıkaran sonucu izliyordum.
Hayır, bu görüşün benimle hiç ilgisi yoktu; ama yine de beni tamamen ilgilendiriyordu, çünkü Tyler’ın minibüsü – tekerlekler şu anda buza olabilecek en kötü açıyla çarpıyordu – park yeri boyunca dönecek ve dünyamın davetsiz odak noktası olan kıza çarpacaktı.
Alice’in gelecek görüşü olmadan bile, Tyler’ın kontrolünden çıkan aracın yörüngesini görmek yeterince kolay olurdu.
Kamyonetinin en yanlış yerinde duran kız, kayan tekerleklerin sesinin şaşkınlığıyla başını kaldırdı. Direkt olarak dehşet dolu gözlerime baktı ve sonra yaklaşan ölümünü izlemek üzere döndü.
O değil! Kelimeler kafamın içine başkasına aitlermiş gibi çınladı.
Hala Alice’in düşüncelerine kilitli halde, geleceğin aniden değiştiğini gördüm; ama sonucun ne olacağını görecek vaktim yoktu.
Kendimi kayan minibüs ile kızın arasına attım. O kadar hızlı hareket ediyordum ki, odak noktam dışında her şey çabucak gelip geçen bir bulanıklıktan ibaretti. Beni görmedi – hiçbir insan gözü uçuşumu takip edemezdi – hala vücudunu kamyonetinin metal çerçevesine yapıştırıp ezecek kocaman şekli izliyordu.
Olmama ihtiyacı olacağı kadar yumuşak davranmak için çok fazla aceleyle hareket ederek onu belinden yakaladım. İnce şeklini yoldan çektiğim, saniyenin yüzde biri sürede ve kollarımda onunla yere çarptığım anda, onun narin, kırılgan vücudunun canlı şekilde farkındaydım.
Başının buza çarptığını duyduğumda, ben de buz kesmişim gibi hissettim.
Ama durumuna bakmak için tam bir saniyem olmadı. Arkamızda, minibüsün kızın kamyonetinin demir gövdesinin etrafında bükülürken gıcırdadığını duydum. Rotasını değiştiriyordu, kavis çizerek tekrar onun için geliyordu – sanki kız onu bize doğru çeken bir mıknatısmış gibi.
Bayanların yanında asla söylemediğim bir kelime kenetlenmiş dişlerimin arasından kaydı.
Şimdiden sınırı geçmiştim. Onu yoldan çekmek için havada neredeyse uçarken, yapmakta olduğum hatanın tamamen farkındaydım. Beni durdurmayacak bir hata olduğunu biliyordum; ama aldığım riskten – sadece kendim için değil, ailem için de aldığım riskten – habersiz değildim.
Teşhir.
Ve bu kesinlikle yardımcı olmayacaktı; ama minibüsün, kızın hayatını almak için yaptığı ikinci denemede başarılı olmasına izin vermemin imkanı yoktu.
Onu bıraktım ve aracı kıza dokunmadan yakaladım. Kuvveti beni kamyonetin yanında park eden arabaya itti ve çerçevesinin omuzlarımın arkasında büküldüğünü hissettim. Minibüs teslim olmayan ellerimin engeline karşı titredi ve iki tekerleğin üzerinde dengesizce durdu.
Eğer ellerimi hareket ettirirsem, minibüsün arka tekerlekleri onun bacaklarının üzerine düşecekti.
Ah, kutsal olan her şeyin aşkına, felaketler hiç bitmez miydi? Kötü gidebilecek başka bir şey var mıydı? Burada minibüsü havada tutarak, oturup kurtarılmayı bekleyemezdim. Aracı atamazdım da, sözkonusu bir sürücü vardı, düşünceleri panik yüzünden tutarsızdı.
İçimden inleyerek minibüsü ittim, bu sayede bir anlığına bizden uzağa doğru sallandı. Tekrar bana doğru düşerken sağ elimle altından yakaladım ve sol kolumu tekrar kızın beline dolayarak onu aracın altından çektim. Bacaklarının açıkta kalmaması için onu çekerken vücudu gevşekçe hareket etti – bilinci yerinde miydi? Hazırlıksız kurtarma girişimimde ona ne kadar zarar vermiştim?
Şimdi onu incitemeyeceği için minibüsü bıraktım. Asfalta çarptı, bütün camlar beraber titredi.
Bir krizin ortasında olduğumu biliyordum. Ne kadarını görmüştü? Kızın yanında aniden belirdiğimi ve sonra onu ezmesini engellemeye çalışırken minibüsü havada tuttuğumu gören olmuş muydu? En büyük endişem bu sorular olmalıydı.
Ama teşhir tehdidine gerektiği kadar ihtimam göstermek için fazla endişeliydim. Kızı koruma çabam sırasında onu kendim incitmiş olabileceğim için çok fazla panik içindeydim. Kendime nefes alma izni verirsem ne kokusu alacağımı bilerek onu bu kadar yakınımda tuttuğum için çok korkuyordum. Benimkine bastırdığım yumuşak vücudunun sıcaklığının çok farkındaydım – ceketlerimizin çifte engeline rağmen, o sıcaklığı hissedebiliyordum…
İlki en büyük korkuydu. Görgü tanıklarının çığlıkları etrafımızı sardığında, yüzünü incelemek, bilincinin yerinde olup olmadığına bakmak için – şiddetle hiçbir yerinden kanamadığını umarak – ona doğru eğildim.
Gözleri açıktı, şok içinde bakıyorlardı.
“Bella?” diye sordum aceleyle. “İyi misin?”
“İyiyim.” Kelimeleri istemsizce, şaşkın bir sesle söyledi.
Rahatlık, o kadar harika ki neredeyse sızı, onun sesiyle beni sardı. Dişlerimin arasından bir nefes aldım ve boğazımdaki yanmayı sorun etmedim. Neredeyse hoş karşıladım.
Oturmak için çabaladı; ama ben onu bırakmak için hazır değildim. Bir şekilde… daha güvenli hissettiriyordu? En azından daha iyi.
“Dikkatli ol.” diye uyardım. “Sanırım başını oldukça sert çarptın.”
Taze kan kokusu yoktu – bir lütüf – ama bu iç hasar olmayacağı anlamına gelmiyordu. Aniden onu Carlisle’a ve tam bir radyoloji donanımına götürmek için istekliydim.
“Ah.” dedi, sesi haklı olduğumu anlarken komik bir şekilde şaşkındı.
“Ben de öyle düşünmüştüm.” Rahatlık bunu bana göre komik hale getirmişti, neredeyse başımı döndürmüştü.
“Nasıl…” Sesi kesildi, göz kapakları titredi. “Buraya nasıl o kadar çabuk gelebildin?”
Ferahlık ekşidi, neşe silindi. Çok şey fark etmişti.
Kızın durumunun iyi olduğu anlaşılınca, ailem için olan endişem artmıştı.
“Yanında duruyordum Bella.” Deneyimlerimden biliyordum ki, eğer yalan söylerken kendime çok güvenirsem, sorgulayan kişi gerçekten daha az emin oluyordu.
Hareket etmek için tekrar çabaladı ve bu sefer izin verdim. Rolümü doğru oynayabilmek için nefes almam gerekiyordu. Kokusuyla karışıp beni alt etmesini engellemek için onun sıcakkanlı ısısından uzaklaşmalıydım. Harap olmuş araçların arasındaki küçük yerde ondan uzaklaşabileceğim kadar uzaklaştım.
Bana baktı ve ben de ona baktım. Gözlerini kaçırmak sadece beceriksiz bir yalancının düşeceği bir hataydı ve ben beceriksiz bir yalancı değildim. Yüz ifadem düz, yumuşaktı… Bu kafasını karıştırmış gibiydi. İyi.
Kaza yeri şimdi, görünen ezilmiş cesetler olup olmadığını görmek için çatlaklardan doğru bakıp iten çoğunluğu çocuk insanlarla sarılmıştı. Bir bağırış çağıltısı ile şoka girmiş bir düşünce seli vardı. Henüz şüphe olmadığından emin olmak için düşünceleri taradım ve sonra bastırıp kıza odaklandım.
Karışıklıkta dikkati dağılmıştı. İfadesi hala sersemlemiş haldeyken etrafına baktı ve ayağa kalkmaya çalıştı.
Olduğu gibi kalması için elimi yavaşça omzuna koydum.
“Şimdilik böyle kal.” İyi görünüyordu; ama gerçekten boynunu oynatmalı mıydı? Yine Carlisle’ı diledim. Benim kuramsal tıp eğitimim, onun asırlar boyunca uyguladığı tıp deneyimine kesinlikle eş değildi.
“Ama soğuk.” diye karşı çıktı.
İki kere neredeyse ezilerek ölüyordu, bir kere de sakatlanmanın eşiğinden dönmüştü; ama onu endişelendiren şey soğuktu. Durumun komik olduğunu hatırlamadan önce dişlerimin arasından güldüm.
Bella gözlerini kırpıştırdı ve sonra yüzüme odaklandı. “Oradaydın.”
Bu beni yine ciddileştirdi.
Minibüsün çökmüş yanından başka görülecek hiçbir şey olmadığı halde güneye doğru baktı. “Arabanın yanındaydın.”
“Hayır değildim.”
“Seni gördüm.” diye ısrar etti. İnatçılaştığı zaman sesi çocuk gibi oluyordu.
“Bella, seninle duruyordum ve seni yoldan çektim.”
Benim versiyonumu – ortadaki tek mantıklı versiyonu – kabul etmesini sağlamaya çalışarak büyük gözlerine derince baktım.
Çenesi kasıldı. “Hayır.”
Panik yapmamaya, sakin kalmaya çalıştım. Eğer kızı sadece bir süre sessiz tutabilirsem, bana kanıtı yok etme şansı vermesi için… ve hikayesini başından yaralanmasını göstererek sarsabilmek için.
Bu suskun, sırlarla dolu kızı sessiz tutmak kolay olmamalı mıydı? Keşke bana güvenseydi, sadece bir süre…
“Lütfen Bella.” dedim ve sesim çok içtendi, çünkü aniden onun bana güvenmesini istemiştim. Çok istemiştim ve sadece bu kazanın hesapları için değildi. Aptal bir arzu. Bana güvenmek ona nasıl mantıklı gelebilirdi?
“Niye?” dedi hala savunmacı halde.
“Bana güven.” diye rica ettim.
“Daha sonra bana her şeyi açıklamak için söz verir misin?”
Bir şekilde güvenini hak etmeyi bu kadar çok isterken ona tekrar yalan söylemek zorunda kalmak beni sinirlendirdi. O yüzden, ona sert bir şekilde cevap verdim.
“İyi.”
“İyi.” dedi aynı tonu yansıtarak.
Etrafımızda kurtarma çalışmaları başlarken – yetişkinler gelir, yetkililer aranır, uzaktan siren sesleri gelirken – kızı görmezden gelip önceliklerimi doğru sıraya sokmaya çalıştım. Park yerindeki bütün düşünceleri taradım, hem görgü tanıklarının hem de sonradan gelenlerin; ama tehlikeli hiçbir şey bulamadım. Çoğu beni burada Bella’nın yanında gördüklerine şaşırmışlardı; ama hepsi – başka bir olası sonuç olmadığı için – kazadan önce beni kızın yanında dururken fark etmediklerini düşünmüşlerdi.
Basit açıklamamamı kabul etmeyen tek kişi oydu; ama o da en az güvenilecek görgü tanığı olarak düşünülürdü. Korkmuştu, sarstıntı geçirmişti, kafasına aldığı destekleyen darbeden bahsetmeye gerek bile yoktu. Muhtemelen şoktaydı. Hikayesinin karışık olması kabul edilebilirdi, değil mi? O kadar izleyici üzerine kimse buna pek itimat göstermezdi.
Olay yerine yeni varan Rosalie, Jasper ve Emmett’ın düşüncelerini yakaladığımda ürktüm.
__________________
UĞUR AYAKKABI
İNCİKLER TOPTAN PAZARLAMA ANTALYA


TEL: İLETİŞİM

Adres: Tahılpazarı Mahallesi, 469 Sokak, Atmaca 1 Apartmanı. NO:36/B Merkez/Antalya.
Admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.03.2017, 18:12   #12
UGURAYAKKABI.COM!
 
Admin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.05.2015
Mesajlar: 343
Teşekkürleri: 5
2 mesajına 2 kere teşekkür edildi.
Standart

bölüm 3 - olağanüstü olay - devam2
---------
Omuzlarımın bronz arabada çıkardığı izi ortadan kaldırmak istiyordum; ama kız çok yakındaydı. Dikkati dağılana kadar beklemek zorundaydım.
İnsanlar minibüsle boğuşup üzerimizden kaldırmaya çalışırken – üzerimde bir çok çift gözle – beklemek sinir bozucuydu. İşlemi hızlandırmak için onlara yardım ederdim; ama kız ve keskin gözleriyle yeterince belaya girmiştim. Sonunda, aracı sağlık görevlilerinin sedyelerle bize ulaşmasına yetecek kadar uzağa çekebildiler.
Tanıdık bir ses beni fark etti.
“Hey Edward.” dedi Brett Warner. Aynı zamanda bir hastabakıcıydı ve onu hastaneden tanıyordum. Bize ulaşan ilk kişinin o olması çok büyük bir şanstı – bugünkü tek şans. Düşüncelerinde sakin ve uyanık olduğuma dikkat ediyordu. “İyi misin çocuk?”
“Mükemmel Brett. Bana hiçbir şey dokunmadı; ama Bella sarsıntı geçirmiş olabilir. Onu yoldan çektiğimde başını yere çarptı…”
Brett, bana ihanete uğramış sert bir bakış atan kıza döndü. Ah, doğru. Sessiz bir mağdurdu – sessizce acı çekmeyi tercih ederdi.
Benim hikayemi anında yalanlamadı ama, ve bu biraz rahatlamamı sağladı.
Sonraki sağlık görevlisi muayene edilmeme izin vermem için ısrar etti; ama onu vazgeçirmek zor olmadı. Babamın bana bakacağına söz verdim ve o da ısrarı bıraktı. Pek çok insanda, sakin bir güvenle konuşmak ihtiyacım olan tek şeydi. Pek çok insan, sadece bu kızda işlemiyordu, tabii ki. O herhangi bir normal kalıba uyuyor muydu?
Boyunluk taktıklarında – ve yüzü utançla kızardığında – bu dikkat dağınıklığını ayağımın arkasıyla bronz arabadaki şekli tekrar düzenlemek için kullandım. Sadece kardeşlerim ne yaptığımı fark ettiler ve Emmett’in içinden, bir şey kaçırırsam düzelteceğine söz verişini duydum.Yardımına şükranla dolu olarak – ve en azından Emmett’in çoktan bu tehlikeli seçimimi affettiğine daha da minnettar kalarak – ambulansta Brett’in yanına oturduğumda daha rahattım.
Polis şefi, Bella ambulansın arkasına yerleştirilmeden olay yerine vardı.
Bella’nın babasının düşünceleri kelimeleri geçmiş olsa da, panik ve endişe adamın zihninden etraftaki diğer bütün düşünceleri bastırarak yayılıyordu. Tek kızını sedyede gördüğünde sözsüz kaygı ve suçluluk kabararak onu sardı.
Onu sardı ve bana doğru geldi, gittikçe güçlenerek. Alice Charlie Swan’ın kızını öldürmenin onu da öldürmek olacağını söylediğinde abartmıyordu.,
Paniklemiş sesini dinlediğimde başım suçlulukla eğildi.
“Bella!” diye bağırdı.
“Ben iyiyim Char – baba.” İç çekti. “Hiçbir sorunum yok.”
Güvencesi babasının dehşetini tamamen silemedi. En yakın sağlık görevlisine döndü ve daha çok bilgi istedi.
Onu konuşurken, paniğine rağmen tamamen tutarlı cümleler kurarken duyduğumda, endişesinin sözsüz olmadığını anladım. Sadece… tam olarak kelimeleri duyamıyordum.
Hmm. Charlie Swan kızı kadar sessiz değildi; ama Bella’nın bunu nereden aldığını görebiliyordum. İlginç.
Kasabanın polis şefinin çevresinde hiçbir zaman çok fazla vakit geçirmemiştim. Onu her zaman yavaş düşünen bir adam olarak almıştım – şimdi ise yavaş olanın ben olduğunu anlamıştım. Düşünceleri kısmen gizliydi, yok değildi. Sadece anlamlarını, tonlarını ayırt edebiliyordum…
Daha dikkatli dinlemek, bu daha az yeni karmaşık bulmacada kızın sırlarının anahtarını bulup bulamayacağımı görmek istedim; ama o sırada Bella arkaya yerleştirilmişti ve ambulans yola çıkmıştı.
Saplantı haline getirdiğim bu gizemi aydınlatabilecek bu çözümden kendimi ayırmak zor oldu; fakat şimdi düşünmeliydim – bugün olanlara her açıdan bakmalıydım. Anında gitmemizi gerektirecek kadar tehlike olup olmadığından emin olmak için dinlemek zorundaydım. Odaklanmak zorundaydım.
Sağlık görevlisinin düşüncelerinde beni endişelendirecek hiçbir şey yoktu. Söyleyebilecekleri kadarıyla kızın ciddi bir problemi yoktu ve Bella şimdiye kadar benim anlattığım hikayeye uyuyordu.
Hastaneye ulaştığımızda ilk öncelik Carlisle’ı görmekti. Aceleyle otomatik kapılara gittim; ama Bella’yı izlemeyi tamamen bırakamadım; bir yandan görevlilerin düşüncelerini dinledim.
Babamın tanıdık zihnini bulmak kolaydı. Küçük ofisinde, tamamen yalnızdı – bu şanssız günde, ikinci şans.
“Carlisle.”
Gelişimi duymuştu ve yüzümü gördüğü anda paniğe kapılmıştı. Ayağının üzerine zıpladı, yüzü kemik kadar beyazlaştı. Temiz şekilde düzenlenmiş ceviz ağacı masasından doğru eğildi.
Edward – yapmadın –
“Hayır, hayır, sorun o değil.”
Derin bir nefes aldı. Tabii ki hayır. Düşündüğüm için özür dilerim. Gözlerin, tabii ki, bilmeliydim… Rahatlayarak hala altın rengi olan gözlerime baktı.
“Ama yaralandı Carlise, muhtemelen ciddi değil; fakat–“
“Ne oldu?”
“Aptal bir araba kazası. Yanlış zamanda yanlış yerdeydi; ama orada duramazdım – ona çarpmasına izin veremezdim–“
Baştan başla, anlamadım. Sen nasıl karıştın?
“Bir minibüs buzda savruldu.” diye fısıldadım. Konuşurken arkasındaki duvara baktım. Çerçevelenmiş diploma kalabalığı yerine, sadece basit bir yağlı boya resim vardı – en sevdiği tablo, keşfedilmemiş bir Hassam. “Yoldaydı. Alice olacakları gördü; ama gerçekten koşup onu yoldan çekmekten başka bir şey yapmaya vakit yoktu. Kimse fark etmedi… onun dışında. Minibüsü durdurmak zorunda da kaldım; ama yine kimse görmedi… ondan başka. Ben… ben özür dilerim Carlisle. Bizi tehlikeye atmak istememiştim.”
Masayı dolaştı ve elini omzuma koydu.
Doğru olanı yaptın ve bu senin için kolay olmuş olmamalı. Seninle gurur duyuyorum Edward.
O zaman gözlerine baktım. “Benimle ilgili… bir yanlışlık olduğunu biliyor.”
“Önemli değil. Eğer gitmek zorunda kalırsak, gideriz. Ne söyledi?”
Biraz rahatsız olarak kafamı salladım. “Henüz hiçbir şey.”
Henüz?
“Benim versiyonuma katıldı – ama bir açıklama bekliyor.”
Düşünerek kaşlarını çattı.
“Kafasını çarptı – pekala bunu ben yaptım.” diye devam ettim hızlıca. “Onu yere oldukça sert vurdum. İyi görünüyor; ama… dosyasını değiştirmek çok zor olmaz sanırım.”
Sadece söylerken bile kendimi ahlaksız biri gibi hissettim.
Carlisle sesimdeki tiksinmeyi duydu. Belki bu gerekli olmaz. Ne olacağını görelim olur mu? Görünüşe göre kontrol etmem gereken bir hastam var.
“Lütfen.” dedim. “Onu incittiğim için çok endişeliyim.”
Carlisle’ın ifadesi aydınlandı. Altın rengi gözlerinden sadece birkaç ton açık sarı saçlarını düzeltti ve güldü.
Senin için ilginç bir gündü değil mi? Zihninde, ironiyi görebiliyordum ve bu komikti, en azından ona göre. Rollerin tersine çevrilişi. Buz tutmuş park yerinde koştuğum o kısa saniyede bir yerlerde, katilden koruyucuya dönüşmüştüm.
Bella’nın benden başka hiçbir şeyden daha fazla korunmaya ihtiyacı olmayacağından ne kadar emin olduğumu hatırlayarak onunla birlikte güldüm. Gülüşümde bir keskinlik vardı, çünkü bu hala tamamen doğruydu.


Bir hastane doluşu düşünceleri dinlerken Carlisle’ın ofisinde tek başıma bekledim – yaşadığım en uzun saatlerden biriydi.
Minibüsün sürücüsü Tyler Crowley, Bella’dan daha kötü yaralanmış gibi görünüyordu ve Bella röntgeninin çekilmesi için beklerken dikkatler ona yöneldi. Carlisle görevlinin kızın hafif yaralandığına dair tanısına güverenerek arkaplanda kaldı. Bu beni endişelendirdi; ama doğru yaptığını biliyordum. Yüzüne bir bakışla kız anında beni, ailemle ilgili yanlış bir şeyler olduğunu hatırlardı ve bu onu konuşturabilirdi.
Konuşmak için kesinlikle yeterince istekli bir partneri vardı. Tyler, onu neredeyse öldürdüğü için suçluluk içindeydi ve bu konuda susacakmış gibi görünmüyordu. Onun gözlerinden Bella’nın yüz ifadesini görebiliyordum ve durmasını dilediği açıktı. Bunu nasıl göremiyordu?
Tyler ona yoldan nasıl çekildiğini sorduğunda gergin bir an yaşadım.
Durakladığında nefes almadan bekledim.
“Iı…” dediğini duydu. Sonra o kadar uzun süre durakladı ki Tyler sorusunun kafasını karıştırıp karıştırmadığını merak etti. Sonunda devam etti. “Edward beni yoldan çekti.”
Tuttuğum nefesimi verdim ve sonra soluk alıp verişim hızlandı. Daha önce ismimi söylediğini hiç duymamıştım. Kulağa geliş şeklinden hoşlandım – sadece Tyler’ın düşüncelerinden duyduğumda bile. Kendim dinlemek istedim…
“Edward Cullen.” dedi Tyler kimi kastettiğini anlamadığında. Kendimi kapıda, elim tokmakta buldum. Onu görme arzusu gittikçe güçleniyordu. Dikkat etmem gerektiğini kendime hatırlatmak zorunda kaldım.
“Yanımda duruyordu.”
“Cullen?” Huh. Garip. “Onu görmedim.” Yemin edebilirdim… “Vay, her şey çok hızlı oldu sanırım. O iyi mi?”
“Öyle sanıyorum. Buralarda bir yerlerde; ama onu sedyeye yerleştiremediler.”
Yüzündeki düşünceli ifadeyi, gözlerinin şüpheyle kısılışını gördüm; ama ifadesindeki bu küçük değişiklikleri Tyler fark etmedi.
Güzel biri, diye düşünüyordu neredeyse şaşkınlıkla. Bu haliyle bile. Alışılmış tipim değil, yine de… Onu dışarı çıkarmalıyım… Bugünü telafi etmek için…
Sonra koridordaydım, ne yaptığımı bir saniye bile düşünmeden acil servis odasına giden yolu yarılamıştım.
__________________
UĞUR AYAKKABI
İNCİKLER TOPTAN PAZARLAMA ANTALYA


TEL: İLETİŞİM

Adres: Tahılpazarı Mahallesi, 469 Sokak, Atmaca 1 Apartmanı. NO:36/B Merkez/Antalya.
Admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.03.2017, 18:12   #13
UGURAYAKKABI.COM!
 
Admin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.05.2015
Mesajlar: 343
Teşekkürleri: 5
2 mesajına 2 kere teşekkür edildi.
Standart

bölüm 3 - olağanüstü olay - devam3
----------
Şansıma, ben giremeden odaya hemşire girdi – röntgen için sıra Bella’daydı. Duvarın karanlık bir köşesine yaslandım ve o götürülürken sakinleşmeye çalıştım.
Tyler’ın onun güzel olduğunu düşünmesi önemli değildi. Bunu herkes fark ederdi. Böyle hissetmem için hiçbir sebep yoktu… nasıl hissetmiştim? Rahatsız? Yoksa öfkeli gerçeğe daha mı yakındı? Bu hiçbir şekilde mantıklı gelmiyordu.
Olduğum yerde kalabildiğim kadar kaldım; ama sabırsızlık beni yendi ve radyoloji odasına doğru gittim. Acil servise çoktan geri götürülmüştü; ama hemşirenin arkası dönükken röntgen filmlerine bakma şansım oldu.
Rahatladım. Başı iyiydi. Onu incitmemiştim, gerçekten değil.
Carlisle beni orada yakaladı.
Daha iyi görünüyorsun.
Sadece önüme baktım. Yalnız değildik, koridor doluydu.
Ah, evet. Filmleri ışık tahtasına astı; ama ikinci kere bakmaya gerek duymadım. Görüyorum. Tamamen iyi. Aferin Edward.
Babamın tasvip edici sesi bende karışık bir tepki yarattı. Hoşnut kalırdım, eğer şimdi yapacağım şeyi onaylamayacağını bilmiyor olsaydım. En azından, beni harekete geçiren gerçek etkenleri bilseydi onaylamazdı…
“Sanırım gidip onunla konuşacağım – seni görmeden önce.” diye mırıldandım. “Doğal davranacağım, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Yumuşatacağım.” Bütün kabul edilebilir sebepler.
Carlisle hala filmlere bakarak dalgınlıkla başını salladı. “İyi fikir. Hmm.”
İlgisini neyin çektiğini görmek için baktım.
Bütün bu iyileşmiş yaralara bak! Annesi onu kaç kere düşürmüş? Carlisle kendi kendine güldü.
“Kızın gerçekten kötü şansı olduğunu düşünmeye başlıyorum. Hep yanlış zamanda, yanlış yerde.”
Forks senin burada olmanla onun için kesinlikle yanlış yer.
İrkildim.
Haydi git. Onu yumuşat. Sana katılacağım.
Suçlu hissederek hızla uzaklaştım. Muhtemelen çok iyi bir yalancıydım, eğer Carlisle’ı kandırabildiysem.
Acil servise gittiğimde, Tyler mırıldanıyor, hala özür diliyordu. Kız onun pişmanlığından, uyuyor numarası yaparak kaçmaya çalışıyordu. Gözleri kapalıydı; ama soluk alıp verişi düzenli değildi ve şimdi parmaklarını sabırsızlıkla büküyordu.
Yüzüne uzun bir süre baktım. Bu onu son görüşümdü. Bu gerçek göğsümde keskin bir acıyı tetikledi. Bir gizemi çözülmeden bırakmaktan nefret ettiğim için miydi? Yeterli bir açıklama gibi görünmüyordu.
Sonunda derin bir nefes aldım ve görüşe girdim.
Tyler beni gördüğünde konuşmaya başladı; ama parmağımı dudaklarıma götürdüm.
“Uyuyor mu?” diye mırıldandım.
Bella’nın gözleri açıldı ve yüzüme odaklandı. Bir anlığına büyüdüler ve sonra öfke ya da şüpheyle kısıldılar. Oynamam gereken bir rol olduğunu hatırladım, o yüzden bu sabah anormal hiçbir şey olmamış gibi gülümsedim – başına aldığı bir darbe ve hayalgücünün biraz kontrolden çıkması dışında.
“Selam Edward.” dedi Tyler. “Gerçekten çok özür di-“
Özrünü kesmek için bir elimi kaldırdım. “Kan yok, yara yok.” dedim alayla. Düşünmeden, gizli şakama çok genişçe güldüm.
Benden az ileride taze kanla kaplı halde yatan Tyler’ı görmezden gelmek inanılmaz derecede kolaydı. Hiçbir zaman Carlisle’ın bunu nasıl yapabildiğini anlayamamıştım – onları tedavi etmek için hastalarının kanını görmezden gelişini. Sürekli ayartı çok dikkat dağıtıcı, çok tehlikeli olmaz mıydı…? Ama şimdi… nasıl olduğunu anlayabiliyordum, eğer başka bir şeye yeterince çok odaklanınca, bu ayartı hiçbir şeydi.
Taze ve ortada bile olsa, Tyler’ın kanı Bella’nınkinin yanında hiçbir şeydi.
Onunla mesafemi koruyarak Tyler’ın yatağının ucuna oturdum.
“Ee, karar ne?” diye sordum.
Alt dudağı biraz açıldı. “Hiçbir sorunum yok; ama gitmeme izin vermiyorlar. Nasıl oldu da sen kalanımız gibi zorla bir sedyeye yüklenmedin?”
Sabırsızlığı beni tekrar gülümsetti.
Şimdi Carlisle’ı koridorda duyabiliyordum.
“Tamamen kimi tanıdığınla ilgili.” dedim kayıtsızca. “Ama merak etme, seni çıkarmaya geldim.”
Babam odaya girdiğinde tepkisini dikkatle izledim. Gözleri büyüdü ve ağzı şaşkınlıkla açıldı. İçimden inledim. Evet, kesinlikle benzerliği fark etmişti.
“Evet Bayan Swan, nasıl hissediyorsunuz?” diye sordu Carlisle. Hastaların çoğunluğunu saniyeler içinde mükkemmel şekilde rahatlatan davranışlara sahipti. Bunun Bella’yı nasıl etkilediğini söyleyemedim.
“İyiyim.” dedi sessizce.
Carlisle röntgen filmlerini yatağın yanındaki ışık tahtasına taktı. “Filmlerin iyi görünüyor. Başın acıyor mu? Edward oldukça sert çarptığını söyledi.”
İç çekti ve tekrar “İyiyim.” dedi; ama bu sefer sabırsızlığı sesine sızmıştı. Sonra bana öfkeyle baktı.
Carlisle ona doğru bir adım attı ve parmaklarını şişkinliği bulana kadar kafa derisinde gezdirdi.
Bana çarpan duygu dalgasına hazırlıksız yakalandım.
Carlisle’ın insanlarla çalışmasını binlerce kez izlemiştim. Yıllar önce, ona gayrı resmi olarak asistanlık bile yapmıştım – ama sadece kanın karışmadığı durumlarda. O yüzden onun kıza sanki kendisi de onun kadar insanmış gibi davranması benim için yeni bir şey değildi. Ona pek çok kez imrenmiştim; ama bu aynı duygu değildi. Kontrolünden çok ona imrenmiştim. Carlisle ile aramdaki farklılık acıttı – ona böyle nazikçe, ona zarar vermeyeceğini bilerek korkusuzca dokunabilmesi…
Yüzünü buruşturdu ve yerimde birden irkildim. Rahat pozumu koruyabilmek için bir süre odaklanmam gerekti.
“Acıyor mu?”
Çenesi kasıldı. “Pek değil.” dedi.
Karakterinin başka bir küçük parçası yerine oturdu: cesurdu. Zayıflık göstermekten hoşlanmıyordu.
Muhtemelen gördüğüm en savunmasız yaratıktı ve zayıf görünmek istemiyordu. Dudaklarımdan bir gülüş çıktı.
Bana başka bir öfkeli bakış attı.
“Pekala.” dedi Carlisle. “Baban bekleme odasında – şimdi onunla eve gidebilirsin; ama başın dönerse ya da görüş problemi yaşarsan tekrar gel.”
Babası burada mıydı? Kalabalık bekleme odasındaki düşünceleri taradım; ama Bella yüzü endişeli, tekrar konuşmaya başlamadan önce onun hemen duyulmayan iç sesini grupta bulamadım.
“Okula geri dönemez miyim?”
“Belki de bugün ağırdan almalısın.” diye önerdi Carlisle.
Gözleri bana kaydı. “O okula gidecek mi?”
Normal davran, yumuşat… gözlerime baktığında nasıl hissettirdiğini görmezden gel…
“Birilerinin iyi haberleri yayması gerekli.” dedim.
“Aslında,” diye düzeltti Carlisle, “okulun çoğunluğu bekleme odasında gibi görünüyor.”
Bu sefer tepkisini bekledim – ilgiden hoşlanmayacağını. Beni hayal kırıklığına uğratmadı.
“Ah, hayır.” diye inledi ve yüzünü elleriyle kapattı.
Sonunda doğru tahmin etmekten hoşlandım. Onu anlamaya başlıyordum…
“Kalmak mı istersin?” dedi Carlisle.
“Hayır, hayır!” dedi hızlıca, bacaklarını yatakta döndürüp ayakları yere değene kadar kayarak. Dengesini kaybedip öne, Carlisle’ın kollarına doğru sendeledi. Carlisle onu yakaladı ve dengesini sağlamasına yardım etti.
Yine, gıpta beni sardı.
“İyiyim.” dedi, kızararak, o yorum yapamadan önce.
Tabii ki bu Carlisle’ı rahatsız etmezdi. Dengede olduğundan emin olduktan sonra kollarını indirdi.
“Ağrı için biraz Tylenol al.” dedi.“O kadar acımıyor.”
Carlisle çizelgesini imzalarken gülümsedi. “Çok şanslıymışsın gibi görünüyor.”
Bana sertçe bakmak için başını hafifçe döndürdü. “Edward’ın yanımda duruyor olması büyük şanstı.”
“Ah, tabii, evet.” diye katıldı Carlisle çabucak, sesinde benim duyduğumu duyarak. Şüphelerini hayal gücüne bağlamamıştı. Henüz değil.
Tamamen senin, diye düşündü Carlisle. En iyi olduğunu düşündüğün şekilde hallet.
“Çok teşekkürler.” diye fısıldadım hızlıca ve sessizce. İki insan da duymadı. Carlisle’ın dudakları Tyler’a dönerken alayıma çok az yukarı doğru kıvrıldı. “Korkarım sen bizimle biraz daha uzun süre kalmak zorundasın.” dedi kırılmış ön cam çiziklerini incelerken.
Pekala, bütün bunlara ben sebep olmuştum, o yüzden ben çözecektim.
Bella kasıtlı olarak bana doğru yürüdü, rahatsız edici derecede yakına gelene kadar durmadı. Bütün o kargaşadan önce, bana yaklaşmasını ne kadar çok umduğumu hatırladım… Bu sanki o dileğe bir alay gibiydi.
“Seninle bir dakika konuşabilir miyim?” dedi tıslayarak.
Sıcak soluğu yüzüme dokundu ve sendeleyerek bir adım geri gitmek zorunda kaldım. Çekiciliği biraz bile azalmamıştı. Yakınımda olduğu her an, en kötü, en ısrarcı içgüdülerimi tetikliyordu. Zehir ağzımı doldurdu ve vücudum uzanmayı arzuladı – onu kollarıma alıp dişlerimi boğazına geçirmem için.
Aklım vücudumdan daha güçlüydü; ama sadece biraz.
“Baban seni bekliyor.” diye hatıralttım ona, çenem kenetli halde.
Carlisle ve Tyler’a baktı. Tyler bize hiç dikkat etmiyordu; ama Carlisle her nefesimi izliyordu.
Dikkatle, Edward.
“Bir sakıncası yoksa seninle yalnız konuşmak istiyorum.” diye ısrar etti alçak bir sesle.
Ona çok sakıncası olacağını söylemek istedim; ama bunu önünde sonunda yapmam gerekeceğini biliyordum.
Odadan çıkar, arkamda bana yetişmeye çalışan sendeleyen ayak seslerini dinlerken çok fazla çelişen duyguyla doluydum.
Şimdi oynanam gereken bir gösteri vardı. Oynayacağım rolü biliyordum – kötü karakter ben olacaktım. Yalan söyleyecektim, alay edecektim ve zalim olacaktım.
Bu tüm iyi hislerime karşıydı – bütün bu yıllar boyunca sarıldığım insan hislerine. Hiçbir zaman bu andan, bütün ihtimali yok etmek zorundayken, daha fazla güven hak etmek istememiştim.
Benimle ilgili son anısı olacağını bilmek durumu daha kötü hale getiriyordu. Bu, benim veda sahnemdi.
Ona döndüm.
“Ne istiyorsun?” diye sordum soğukça.
Düşmanlığımdan hafifçe geri çekildi. Gözleri sersemledi, yüzünde aklımdan çıkmayan o ifade belirdi…
“Bana bir açıklama borçlusun.” dedi alçak sesle; fildişi rengi teni soluklaştı.
Sesimi kaba tutmak çok zordu. “Hayatını kurtardım – sana hiçbir şey borçlu değilim.”
Ürktü – sözlerimin onu incittiğini izlemek asit gibi yaktı.
“Söz verdin.” diye fısıldadı.
“Bella, başını çarptın, ne hakkında konuştuğunu bilmiyorsun.”
Çenesini kaldırdı. “Başımda hiçbir sorun yok.”
Şimdi sinirliydi, bu durumu benim için kolaylaştırdı. Öfkeli bakışıyla buluştum, yüzümü daha da düşmanca hale getirdim.
“Benden ne istiyorsun Bella?”
“Gerçeği öğrenmek istiyorum. Senin için niye yalan söylediğimi bilmek istiyorum.”
İstediği şey tamamen adildi – onu inkar etmek zorunda olmak beni sinirlendirdi.
“Sen ne olduğunu sanıyorsun?” Ona neredeyse homurdandım.
Kelimeler hızla çıktı. “Bütün bildiğim benim yakınlarımda bir yerlerde olmadığın – Tyler da seni görmemiş, o yüzden bana başımı çok sert çarptığımı söyleme. O minibüs ikimizi de ezecekti – ve ezmedi ve ellerin yanında çökükler bıraktı – ve diğer arabada da göçük bıraktın; ama hiçbir şekilde incinmedin – ve minibüs bacaklarımı ezecekti; ama sen onu kaldırdın…” Aniden dişlerini birbirine kenetledi, gözleri dökülmemiş yaşlarla parlıyordu.
Yüzü ifadem alaycı şekilde ona baktım; ama asıl hissettiğim korkuydu; her şeyi görmüştü.
“Senin üzerinden bir minibüs kaldırdığımı mı düşünüyorsun?” diye sordum alayla.
Başını bir kez sallayarak cevap verdi.
Sesim daha da eğlenir hale geldi. “Buna kimse inanmaz biliyorsun.”
Öfkesini kontrol edebilmek için çabaladı. Cevap verdiğinde, her kelimeyi yavaşça ve vurgulayarak söyledi. “Kimseye söylemeyeceğim.”
Bunu kastetmişti – gözlerinde görebiliyordum. Öfkeli ve ihanete uğramış olsa da, sırrımı tutacaktı.
Niye?
Şok dikkatle tasarlanmış ifademi yarım saniyeliğine mahvetti, sonra kendimi tekrar toparladım.
“O zaman ne önemi var?” diye sordum sesimi sert tutmaya çalışarak.
“Benim için önemli.” dedi kuvvetle. “Yalan söylemekten hoşlanmam – o yüzden bunu yapmam için iyi bir neden olması gerekli.”
Ona güvenmemi istiyordu. Tıpkı benim onun bana güvenmemi istediğim gibi; ama bu aşamayacağım bir çizgiydi.
Sesim duygusuz kaldı. “Sadece teşekkür edip peşini bırakamaz mısın?”
“Teşekkürler.” dedi ve sonra sessizce burnundan soluyup bekledi.
“Peşini bırakmayacaksın değil mi?”
“Hayır.”
“O zaman…” İstesem de ona gerçeği söyleyemezdim… ve istemiyordum. Ne olduğumu bilmesi yerine kendi hikayesini yaratmasını tercih ederdim, çünkü hiçbir şey gerçekten daha kötü olmazdı – ben direkt bir korku filminin sayfalarından gelen, yaşayan bir kabustum. “Umarım hayal kırıklığına uğramaktan keyif alıyorsundur.”
Birbirimize sinirle baktık. Öfkesinin bu kadar sevimli olması garipti. Tıpkı sinirli bir yavru kedi gibi, yumuşak ve zararsız, ve kendi savunmasızlığından habersiz.
Kızardı ve tekrar dişlerini gıcırdattı. “Niye zahmet ettin ki?”
Sorusu beklediğim ya da cevaplamaya hazır olduğum soru değildi. Oynadığım rolde hakimiyetimi kaybettim. Maskenin yüzümden kaydığını hissettim ve ona – bu sefer – doğruyu söyledim.
“Bilmiyorum.”
Yüzünü son bir kez belledim – hala öfkeliydi, kan yanaklarından çekilmemişti – ve dönüp ondan uzaklaştım.
__________________
UĞUR AYAKKABI
İNCİKLER TOPTAN PAZARLAMA ANTALYA


TEL: İLETİŞİM

Adres: Tahılpazarı Mahallesi, 469 Sokak, Atmaca 1 Apartmanı. NO:36/B Merkez/Antalya.
Admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.03.2017, 18:12   #14
UGURAYAKKABI.COM!
 
Admin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.05.2015
Mesajlar: 343
Teşekkürleri: 5
2 mesajına 2 kere teşekkür edildi.
Standart

bölüm 4 - gerçek görüşleri
----------
Okula geri döndüm. Yapılması doğru olan şey buydu, en az göze çarpacak davranış.
Günün sonuna doğru, neredeyse diğer bütün öğrenciler de sınıflarına dönmüşlerdi. Sadece Tyler, Bella ve – muhtemelen kazayı okulu asmak için bir bahane olarak kullanan – birkaç kişi daha yoktu.
Doğru olanı yapmak benim için bu kadar zor olmamalıydı; ama bütün öğleden sonra boyunca – gidip tekrar kızı bulmak için – okulu asma dürtüsüne karşı dişlerimi gıcırdatmıştım.
Bir takipçi gibi. Saplantılı bir takipçi. Saplantılı, vampir bir takipçi.
Bugün okul – bir şekilde, inanılmaz halde – geçen haftakinden daha da sıkıcı geliyordu. Koma gibi. Sanki tuğlalardan, ağaçlardan, gökyüzünden, etrafımdaki yüzlerden renk çekilmiş gibiydi… Duvarlardaki çatlakları izledim.
Yapmam gereken başka bir doğru şey daha vardı… yapmadığım. Tabii ki, aynı zamanda yanlış bir şeydi. Tamamen hangi bakış açısından baktığına bağlıydı.
Bir Cullen’ın perspektifinden – sadece bir vampir değil, bir Cullen’ın, bizim dünyamızda çok ender bir durum olarak bir aileye ait olan birinin – doğru olan bunun gibi bir şey yapmaktı:
“Seni sınıfta gördüğüme şaşırdım Edward. Bu sabahki feci kazaya karıştığını duymuştum.”
“Evet Bay Banner; ama ben şanslı olandım.” Arkadaşça bir gülümseme. “Hiçbir zarar görmedim… Keşke aynısını Tyler ve Bella için de söyleyebilsem.”
“Durumları nasıl?”
“Sanırım Tyler iyi… sadece araba camları yüzünden olan önemsiz çizikler. Bella’dan emin değilim ama.” Endişeli bir bakış. “Sarsıntı geçirmiş olabilir. Bir süre oldukça tutarsız olduğunu duydum – hatta bazı şeyler gördüğünü. Doktorların endişelendiğini biliyorum…”
Olması gereken buydu. Aileme borçlu olduğum buydu.
“Seni sınıfta gördüğüme şaşırdım Edward. Bu sabahki feci kazaya karıştığını duymuştum.”
“Yaralanmadım.” Gülümseme yok.
Bay Banner rahatsız şekilde ağırlığını diğer ayağına verdi.
“Tyler Crowley ve Bella Swan’ın nasıl olduğunu biliyor musun? Yaraları olduğunu duydum…”
Omuz silktim. “Bilmiyorum.”
Bay Banner boğazını temizledi. “Ee, doğru…” dedi, soğuk bakışım sesinin kulağa zoraki gelmesine neden oldu.
Hızla sınıfın önüne yürüdü ve derse başladı.
Bu yapılması yanlış olan şeydi. Eğer buna daha anlaşılmaz bir bakış açısından bakılmazsa.
Sadece kıza arkasından iftira atmak çok… çok adice gelmişti, özellikle o bana hayal edebileceğimden daha güvenilir biri olduğunu kanıtlarken. İyi bir sebebi olmasına rağmen bana ihanet edecek hiçbir şey söylememişti. O sırrımı korumaktan başka hiçbir şey yapmamışken ben ona ihanet edebilir miydim?
Neredeyse aynı diyaloğu Bayan Goff’la da yaşadım – sadece İngilizce yerine İspanyolcada – ve Emmett bana uzun bir bakış attı.
Umarım bugün olanlar için iyi bir açıklaman vardır. Rose kavgaya hazır.
Ona bakmadan gözlerimi devirdim.
Aslında kulağa kusursuz gelen bir açıklama bulmuştum. Minibüsün kıza çarpmasını engellemek için hiçbir şey yapmadığımı düşünerek… Bu düşünceden irkildim; ama eğer araç ona çarpsaydı, eğer ezilseydi ve kanamaya başlasaydı, kırmızı sıvı dökülseydi, asfalta doğru boşa aksaydı, taze kan kokusu havada yayılsaydı…
Tekrar titredim ama sadece dehşetle değil. Bir parçam arzuyla titredi. Hayır, onun kanamasını hepimizi çok daha şok edici ve göze batacak halde teşhir etmeden izleyemezdim.
Bu kulağa kusursuz gelen bir mazeretti… ama kullanmayacaktım. Çok utanç vericiydi.
Ve ne olursa olsun, olaydan uzun süre sonrasına kadar da aklıma gelmemişti.
Jasper’a dikkat et, diye devam etti Emmett, dalgınlığımın farkında olmadan. O kadar sinirli değil… ama daha kararlı.
Neyi kastettiğini gördüm ve oda bir süre etrafımda döndü. Öfkem o kadar yakıcıydı ki, kırmızı bir sis görüşümü bulutlandırdı. Boğulacağımı sandım.
TANRI AŞKINA EDWARD! SAKİN OL! diye bağırdı Emmett kafasının içinde. Elini omuzlarımın üzerine koyup ayaklarımın üzerine zıplamadan önce beni orada tuttu. Tüm gücünü çok ender kullanırdı – nadiren gerek olurdu, çünkü karşılaştığımız bütün vampirlerden daha güçlüydü – ama şimdi kullanıyordu. Beni aşağı itmek yerine kolumu kavradı. Eğer itiyor olsaydı, altımdaki sandalye çökerdi.
SAKİN! diye emretti.
Kendimi sakinleştirmeye çalıştım; ama zordu. Öfke kafamın içinde yanıyordu.
Jasper biz konuşana kadar hiçbir şey yapmayacak. Sadece yöneldiği yolu bilmen gerektiğini düşündüm.
Rahatlamaya odaklandım ve Emmett’in elinin gevşediğini hissettim.
Daha fazla acayip davranmamaya çalış. Şu anki durumda başın yeterince belada.
Derin bir nefes aldım ve Emmett beni bıraktı.
Odayı rutin olarak taradım; ama karşılaşmamız o kadar kısa ve sessiz olmuştu ki sadece Emmett’in arkasında oturan birkaç kişi fark etmişti. Hiçbiri ne anlam çıkaracağını bilemedi ve boşverdiler. Cullen’lar ucubeydi – bunu herkes zaten biliyordu.
Kahretsin çocuk, feci durumdasın. diye ekledi Emmett, tonunda anlayışla.
“Beni ısır.” diye mırıldandım fısıltıyla ve alçak sesli kıkırdamasını duydum.
Emmett kin tutmazdı ve muhtemelen onun basit doğasına daha çok minnettarlık duymalıydım; ama Jasper’ın planlarının Emmett’a mantıklı geldiğini, bunun nasıl yapılacak en iyi şey olabileceğini düşündüğünü biliyordum.
Öfke patlamak üzereydi, zorlukla kontrol altında tutabiliyordum. Evet, Emmett benden güçlüydü; ama beni bilek güreşinde yenememişti. Bunun hile yaptığım için olduğunu öne sürmüştü; ama düşüncelerini duymak benim bir parçamdı, müthiş gücü nasıl onun bir parçasıysa. Bir kavgada eşittik.
Bir kavga? Yöneldiğim yer bu muydu? Zar zor tanıdığım bir insan için ailemle savaşacak mıydım?
Bir an düşündüm, kızın vücudunun kollarımdaki kırılgan hissiyle, Jasper, Rose ve Emmett’i – olağanüstü derecede güçlü ve hızlı, doğal ölüm makineleri –yanyana koydum…
Evet, onun için savaşırdım. Aileme karşı. Titredim.
Ama onu tehlikeye sokan benken, savunmasız bırakmak adil değildi.
Tek başıma kazanamazdım gerçi, üçüne karşı değil. Müttefiklerimin kimler olacağını merak ettim.
Carlisle, kesinlikle. Kimseyle kavga etmezdi; ama Rose ile Jasper’ın planlarına tamamen karşı olurdu. Bütün ihtiyacım olan bu olabilirdi. Görecektim…
Esme, şüpheli. Bana karşı olmazdı ve Carlisle’a katılmamaktan nefret ederdi; ama ailesini tam tutacak her plana katılırdı. Eğer Carlisle ailemizin ruhuysa, Esme de kalbiydi. Carlisle bize takip edilmeyi hak eden bir lider vermişti; Esme bu takibi bir sevgi hareketi haline getirmişti. Hepimiz birbirimizi seviyorduk – şu anda Jasper ve Rose’a hissettiğim öfke altında bile, kızı kurtarmak için onlarla kavga etmeyi planlarken bile, onları sevdiğimi biliyordum.
Alice… Hiçbir fikrim yoktu. Muhtemelen neyin geldiğini gördüğüne göre değişirdi. Kazanan tarafın yanında yer alırdı, diye hayal ettim.
O zaman bunu yardım olmadan yapmak zorunda kalacaktım. Tek başıma onların eşi değildim; ama kızın benim yüzümden incinmesine izin vermeyecektim. Bu kaçma anlamına gelebilirdi…
Öfkem, ani kara mizahla biraz söndü. Kızın onu kaçırmama nasıl tepki verebileceğini hayal edebiliyordum. Tabii, tepkilerini çok ender doğru tahmin ediyordum – ama dehşet dışında başka ne hissedebilirdi?
Bunu nasıl yapabileceğimden emin değildim gerçi – onu kaçırmayı. Yanında uzun süre kalamazdım. Muhtemelen onu sadece annesine geri götürürdüm. Bu kadarı bile tehlike doluydu. Onun için.
Ve aynı zamanda benim için de olduğunu anladım, aniden. Eğer onu kazayla öldürürsem… bunun bana tam olarak ne kadar acı vereceğinden emin değildim; ama yoğun ve şiddetli olacağını biliyordum.
Önümdeki karmaşalar hakkında düşünürken zaman çabuk geçti. Evde beni bekleyen tartışma, ailemle olan çatışma, daha sonra gitmek zorunda kalabileceğim uzaklıklar…
Eh, artık bu okulun dışındaki hayatın monoton olduğundan şikayet edemezdim. Kız bu kadarını değiştirmişti.
Emmett ve ben zil çaldığında sessizce arabaya yürüdük. Benim için endişeleniyordu ve Rosalie için. Bir kavgada kimin yanında olmak zorunda olduğunu biliyordu ve bu onu rahatsız ediyordu.
Diğerleri de bizi arabada sesssiz bir şekilde bekliyordu. Çok sessiz bir gruptuk. Sadece bağırışı duyabiliyordum.
Geri zekalı! Deli! Aptal! Budala! Bencil, sorumsuz salak! Rosalie iç sesinin avazı çıktığı kadar bağırarak durmaksızın hakaret etti. Bu diğerlerini duymayı zorlaştırıyordu; ama onu mümkün olduğunca duymazdan geldi.
Emmett, Jasper konusunda haklıydı. Kararından emindi.
Alice sıkıntılıydı, Jasper için endişeleniyor, gelecekle ilgili görüntüleri gözden geçiriyordu. Jasper kıza hangi yönden gelirse gelsin, Alice beni her zaman orada, onu engellerken görüyordu. İlginç… Rosalie de, Emmett de o görüşlerde onunla değildi. O zaman Jasper yalnız çalışmayı planlıyordu. Bu işleri eşitlerdi.
Jasper en iyiydi, kesinlikle aramızdaki en deneyimli savaşçıydı. Benim tek avantajım hamlelerini onları yapmadan duyabiliyor olmamdı.
Emmett’la ya da Jasper’la hiçbir zaman şaka dışında kavga etmemiştim – sadece vakit öldürmek için. Gerçekten Jasper’ı incitmeye çalışma fikri üzerine hasta hissettim.
Hayır böyle olmayacaktı. Sadece onu engelleyecektim. O kadar.
Alice’e odaklanıp Jasper’ın değişik saldırı yollarını ezberlemeye başladım.
Bunu yaptığım sırada görüşleri değişti, Swan’ların evinden çok uzağa gitti. Onu daha erken engelliyordum…
Kes şunu Edward! Böyle olamaz. İzin vermem.
Ona cevap vermedim, sadece izlemeye devam ettim.
Daha ilerisini araştırıyordu, sisli, kesin olmayan uzak ihtimalleri. Her şey belirsiz ve anlaşılmazdı.
Eve gidiş yolu boyunca tartışmalı sessizlik kalkmadı. Evden uzakta olan büyük garaja park ettik; Carlisle’ın Mercedes’i oradaydı, Emmett’in büyük cipi, Rose’un M3’ü ve benim Vanquish’imin yanındaydı. Carlisle’ın evde olmasına sevinmiştim – sessizlik patlamayla bitecekti ve bu gerçekleştiğinde onun orada olmasını istiyordum.
Direkt olarak yemek odasına gittik.
Bu oda, tabii ki, hiçbir zaman tasarlandığı amaca hizmet etmezdi; ama sandalyelerle çevrilmiş maun renkli uzun bir masayla döşenmişti – bütün sahne malzemelerini doğru yerleştirmek konusunda titizdik. Carlisle burayı konferans odası olarak kullanmayı seviyordu. Böyle güçlü ve bambaşka kişiliklerden oluşan bir grupta, bazen işleri sakin, oturmuş davranışlarla tartışmak gerekiyordu.
İçimde yerin çok yardımcı olmayacağına dair bir his vardı.
Carlisle odanın doğu tarafındaki alışılmış yerinde oturdu. Esme de onun yanına – masanın üzerine elele tutuştular.
Esme’nin gözleri benim üzerimdeydi, altın rengi derinlikleri endişeyle doluydu.
Kal . Tek düşüncesi buydu.
Benim için gerçekten bir anne olan kadına gülümseyebilmeyi dilerdim; ama şu anda onun için verebileceğim hiçbir güvence yoktu.
Carlisle’ın diğer yanına oturdum. Esme onun etrafından uzandı ve serbest elini omzuma koydu. Neyin başlamak üzere olduğuna dair hiçbir fikri yoktu; sadece benim için endişeleniyordu.
Carlisle'ın bununla ilgili daha iyi bir sezisi vardı. Dudakları sıkıca birbirine bastırılmıştı ve alnı kırışmıştı. İfadesi genç yüzüne göre çok yaşlı görünüyordu.
Herkes otururken, çizgilerin çekildiğini görebiliyordum.
Rosalie uzun masanın diğer ucuna, Carlisle’ın karşısına oturdu. Gözlerini hiç kaçırmadan bana öfkeyle baktı.
Emmett onun yanına oturdu, hem yüzü hem de düşünceleri endişeliydi.
Jasper durakladı ve sonra Rosalie’nin arkasındaki duvarın önünde durdu. Kararlıydı, bu tartışmanın sonucuna aldırışsızdı. Dişlerim birbirine kenetlendi.
Alice içeri giren son kişiydi ve gözleri uzaktaki bir şeye odaklıydı – hala bir anlam çıkarabilmesi için çok bulanık olan geleceğe. Hakkında düşünmüş gibi görünmeden Esme’nin yanına oturdu.
__________________
UĞUR AYAKKABI
İNCİKLER TOPTAN PAZARLAMA ANTALYA


TEL: İLETİŞİM

Adres: Tahılpazarı Mahallesi, 469 Sokak, Atmaca 1 Apartmanı. NO:36/B Merkez/Antalya.
Admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.03.2017, 18:13   #15
UGURAYAKKABI.COM!
 
Admin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.05.2015
Mesajlar: 343
Teşekkürleri: 5
2 mesajına 2 kere teşekkür edildi.
Standart

bölüm 4 - gerçek görüşleri - devam
----------
. Sanki baş ağrısı çekiyormuş gibi alnını ovuşturdu. Jasper zorla kıpırdandı ve ona katılmayı düşündü; ama yerinde kaldı.
Derin bir nefes aldım. Bunu ben başlatmıştım – ilk ben konuşmalıydım.
“Özür dilerim.” dedim önce Rose’a, ardından Jasper’a ve sonra Emmett’e bakarak. “Hiçbirinizi riske atmak istememiştim. Bu düşüncesizdi ve acele davranışımın sorumluluğunu tamamen üstleniyorum.”
Rosalie bana meşum bir şekilde öfkeyle baktı. “Ne demek istiyorsun 'sorumluluğu tamamen üstleniyorum' derken? Düzeltecek misin?”
“Senin kastettiğin şekilde değil.” dedim sesimi normal ve alçak tutmaya çalışarak. “Eğer işleri daha iyi hale getirecekse şimdi gitmek istiyorum.” Eğer kızın güvende olacağına, hiçbirinizin ona dokunmayacağına inanırsam, diye düzelttim kafamın içinde.
“Hayır.” diye mırıldandı Esme. “Hayır Edward.”
Elini okşadım. “Sadece birkaç yıl.”
“Esme haklı ama.” dedi Emmett. “Şimdi hiçbir yere gidemezsin. Bu kesinlikle yardımcı olmaz. İnsanların ne düşündüğünü her zamankinden fazla bilmemiz gerekiyor.”
“Alice büyük herhangi bir şeyi yakalar.” diye karşı çıktım.
Carlisle kafasını salladı. “Sanırım Emmett haklı Edward. Eğer sen ortadan kaybolursan kızın konuşma ihtimali artar. Ya hepimiz gitmeliyiz, ya da hiçbirimiz.”
“Hiçbir şey söylemeyecek.” diye ısrar ettim çabucak. Rosalie patlamak üzereydi ve öncelikle bu gerçeğin ortada olmasını istedim.
“Onun zihnini bilmiyorsun.” dedi Carlisle.
“Bu kadarını biliyorum. Alice, bana arka çık.”
Alice bana bezgin bir ifadeyle baktı. “Bunu görmezden gelirsek ne olacağını göremem.” Rose ile Jasper’a baktı.
Hayır, o geleceği göremiyordu – Rose ve Jasper bu olayı görmezden gelmemeye bu kadar kararlıyken değil.
Rosalie’nin avcu masaya gürültüyle indi. “O insana bir şey söyleme şansı veremeyiz. Carlisle bunu görmek zorundasın. Hepimiz kaybolmaya karar versek bile arkamızda hikayeler bırakmak güvenli değil. Türümüzün kalanından çok farklı yaşıyoruz – bizi suçlamaya bayılacak olanları biliyorsun.Herkesten daha dikkatli olmalıyız.
“Arkamızda daha önce de söylentiler bıraktık.” diye hatırlattım ona.
“Sadece söylentiler ve şüpheler Edward. Görgü tanıkları ve deliller değil!”
“Delil!” dedim küçümseyerek.
Ama Jasper başını sallıyordu, gözleri sertti.
“Rose–” diye başladı Carlisle.
“Bitirmeme izin ver Carlisle. Büyük bir şey olmasına gerek yok. Kız bugün kafasını vurdu. O zaman belki de o yaralanmanın göründüğünden daha ciddi olduğu ortaya çıkar.” Rosalie omuz silkti. “Her ölümlü uyanmama şansıyla yatar. Diğerleri bizim arkamızı toplamamızı bekleyecektir. Teknik olarak bu Edward’ın işi; ama açık ki bu onun ötesinde. Kontrol sahibi olduğumu biliyorsun. Arkamda hiç kanıt bırakmam.”
“Evet Rosalie, hepimiz ne kadar usta bir katil olduğunu biliyoruz.” diye hırladım.
Sinirle bana tısladı.
“Edward, lütfen.” dedi Carlisle. Sonra Rosalie’ye döndü. “Rosalie, Rochester’daki olaya başka türlü baktım çünkü adaletini sağlamanın hakkın olduğunu düşündüm. Öldürdüğün adamlar sana canavarca davranmışlardı. Bu aynı durum değil. Swan kızı masum biri.”
“Bu kişisel değil Carlisle.” dedi Rosalie dişlerinin arasından. “Bizi korumak için”
Carlisle cevabını düşünürken kısa bir sessizlik oldu. Başını salladığında Rosalie’nin gözleri aydınlandı. Daha iyi bilmeliydi. Düşüncelerini okuyabiliyor olmasaydım bile, sonraki sözlerini beklerdim. Carlisle hiçbir zaman ödün vermezdi.
“İyilik kastettiğini biliyorum Rosalie; ama… ailemizin korunmaya değer olmasını tercih ederim. Ara sıra meydana gelen… kazalar ya da kontrol hataları olduğumuz şeyin üzücü bir kısmı.” O hiçbir zaman hata yapmadığı halde kendini de eklemişti. “Suçsuz bir çocuğu soğukkanlılıkla öldürmek tamamen başka bir şey. Konuşsun ya da konuşmasın sunduğu riske inanıyorum; fakat bu, en büyük riskin yanında hiçbir şey. Eğer kendimizi korumak için istisnalar yaparsak, çok daha önemli bir şeyi tehlikeye atarız. Özümüzü kaybetme riskine gireriz.”
Yüz ifademi çok dikkatle kontrol ettim. Sırıtmamak ya da alkışlamamak için, ki bunu yapabilmeyi dilerdim.
Rosalie suratını astı. “Bu sadece sorumlu olmak.”
“Bu duygusuz olmak.” diye düzeltti Carlisle nazikçe. “Her hayat değerlidir.”
Rosalie iç çekti de alt dudağını büzdü. Emmett onun omzunu okşadı. “İyi olacak Rosalie.” diye destekledi alçak bir sesle.
“Soru,” diye devam etti Carlisle “taşnımalı mıyız, taşınmamalı mıyız?”
“Hayır.” diye inledi Rosalie. “Daha yeni yerleştik. Liseye tekrar ikinci sınıftan başlamak istemiyorum!”
“Şu anki yaşını koruyabilirsin.” dedi Carlisle.
“Ve sonra çok daha erken taşınmak zorunda mı kalalım?”
Carlisle omuz silkti.
“Burayı seviyorum. Çok az güneş var, neredeyse normal olabiliyoruz.”
“Pekala, buna kesin olarak şimdi karar vermemiz gerekmiyor. Bekleyebilir ve gerekli olup olmadığını görebiliriz. Edward Swan kızının sessizliğinden emin görünüyor.”
Rosalie homurdandı.
Ama artık Rose hakkında endişeli değildim. Bana ne kadar sinirli olursa olsun Carlisle’ın kararına uyacağını biliyordum. Konuşmaları önemsiz detaylara geçmişti.
Jasper hareketsiz kaldı.
Sebebini anlıyordum. Alice ve o tanışmadan önce, bir çarpışma alanında yaşamıştı, insafsız bir savaş alanında. Kuralları küçümsemenin sonuçlarını biliyordu – korkunç akıbeti kendi gözleriyle görmüştü.
Rosalie’yi ekstra yetenekleriyle sakinleştirmeye çalışmamıştı ya da şimdi onu coşturmayı denemiyordu. Kendini bu tartışmanın dışında tutuyordu.
“Jasper,” dedim.
Bakışlarını bana çevirdi, yüzü ifadesizdi.
“Benim hatamı o ödemeyecek. Buna izin vermeyeceğim.”
“Bundan kâr mı sağlayacak o zaman? Bugün ölmeliydi Edward. Ben sadece işleri doğru hale sokacağım.”
Her kelimeyi vurgulayarak tekrarlardım. “Buna izin vermeyeceğim.”
Kaşları kalktı. Bunu beklemiyordu – onu durdurmaya çalışacağımı hiç düşünmemişti.
Kafasını salladı. “Alice’in tehlike içinde yaşamasına izin vermem, en ufak bir tehlike içinde bile. Ona hissettiğim şeyleri kimseye hissetmedin Edward ve anılarımda görsen de yaşadıklarımı yaşamadın. Anlamıyorsun.”
“Bunu tartışmıyorum Jasper; ama sana şimdi söylüyorum, Isabella Swan’ı incitmene izin vermeyeceğim.”
Birbirimize baktık – öfkeyle değil; ama karşıtlığı tartarak. Kararlığımı test etmek için ruh halimi tattığını hissettim.
“Jazz,” dedi Alice bizi bölerek.
Bana bir an daha baktı ve sonra ona döndü. “Kendini koruyabileceğini söylemeye zahmet etme Alice. Bunu zaten biliyorum. Yine de-“
“Söyleyeceğim şey bu değil.” diyerek lafını kesti Alice. “Senden bir iyilik isteyecektim.”
Aklında ne olduğunu gördüm ve ağzım duyulabilir bir solukla açıldı. Şok içinde ona baktım, Alice ve Jasper dışında herkesin ihtiyatla bana baktığının hayal meyal farkındaydım.
“Beni sevdiğini biliyorum. Teşekkürler; ama eğer Bella’yı öldürmeyi denemezsen sana gerçekten minnettar kalacağım. Öncelikle Edward ciddi ve ikinizin kavga etmesini istemiyorum. İkincisi, o benim arkadaşım. En azından, arkadaşım olacak.”
Bu kafasında cam gibi netti: Alice, buz gibi ve beyaz kolunu kızın sıcak, narin omuzlarına atmış, gülümsüyor ve Bella da kolunu Alice’in beline dolamış, gülümsüyordu.
__________________
UĞUR AYAKKABI
İNCİKLER TOPTAN PAZARLAMA ANTALYA


TEL: İLETİŞİM

Adres: Tahılpazarı Mahallesi, 469 Sokak, Atmaca 1 Apartmanı. NO:36/B Merkez/Antalya.
Admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 2 (0 üye ve 2 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum Saati: 08:30. Zaman dilimi GMT +3 olarak ayarlanmıştır.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0
Uğur Ayakkabı

Tüm genel soru(n), Ban ve Reklam İçin info@ugurayakkabi.com

Google+ Toptan Ayakkabı

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan UgurAyakkabi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. UgurAyakkabi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde UgurAyakkabi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve Avukatlarımız size dönüş yapacaktır.